23/10/2007
Anne ve bebek ölümlerine son
Sağlık Bakanlığı, AB desteği ile anne ve yenidoğan bebek ölümlerinin azaltılması amacıyla ‘Bebeğim Sağ Olsun’ kampanyasını başlattı. 3 Ekim’de başlayan ve 1.5 ay sürecek ‘Bebeğim Sağ Olsun’ kampanyasında 15-49 yaş grubu kadınlara, eşlerine, aile ve yakın çevrelerine anne ve yenidoğan ölümlerinin azaltılmasına yönelik farkındalık kazandırmak amaçlanıyor. Kampanya kapsamında, Sağlık Bakanlığı’nın özel önem atfettiği İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri, Mersin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Van, Ağrı, Kars, Artvin, Erzurum, Muş ve Elazığ’a gezici araç ile gidilecek.
2005 yılı Ulusal Anne Ölümleri Çalışması’ndaki sonuçlara göre; Türkiye’de anne ölüm oranı yüz binde 28.5. Yani, her yıl önlenebilir nedenlerle 387 anneyi kaybediyoruz. Anne ve yenidoğan ölümlerinin önemli bir bölümü ilk 24 saat içinde gerçekleşiyor. Yine yapılan çalışmalara göre; 5 kadından biri evde doğum yapıyor. Yüzde 16.7’si geleneksel ebe ya da akraba yardımı ile doğum yapıyor. Gebeliğe bağlı ölümlerin yaklaşık 3’te biri doğum öncesi gerçekleşiyor. Çünkü doğum öncesi bakım alma oranı kentlerde yüzde 56, kırsal kesimde ise yüzde 25.4. Her 3 kadından biri hamileyken sağlık hizmeti almıyor. Daha anne karnındayken sadece kız oldukları öğrenildiği için seçici kürtaja maruz kalabiliyorlar. Her 3 doğumdan biri planlanmadan gerçekleşiyor. Ülkemizde 1-2 yaş arasındaki çocukların sadece yarıya yakını tam olarak aşılanmış durumda. 0-4 yaş arasındaki çocukların yüzde 26’sı nüfusa kayıtlı değil... 5 yaş altı çocuk oranımız hâlâ çok yüksek: Binde 52! Dünyadaki 193 ülke arasındaki çocuk ölümleri sıklığına göre Türkiye 85. sırada!..
GÜVENLİ ANNELİK NE DEMEK?
Anne ölümleri ‘Güvenli Annelik Yaklaşımı’ ile önlenebilir. Güvenli annelik; anne-bebek ölümlerinin ve komplikasyonlarının azaltılmasına yönelik bütüncül bir yaklaşım. Anneye gebelik öncesi, anne ve bebeğe doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası bakım ve tedavi hizmetlerinin verilmesi; istenmeyen ve yüksek riskli gebeliklerin önlenmesi; gebelik, doğum ve doğum sonrası komplikasyonların tanımlanması, önlenmesi ve yönetimini kapsıyor. Ayrıca, hem anneye manevi destek olmak hem de erkek katılımını sağlamak için babanın bebek bakımında anneye destek olması sağlanıyor.
ANNE VE BEBEK ÖLÜMÜNÜN ARTTIĞI DURUMLAR
20 yaş altı, 35 yaş üstü gebelerde,
Doğumlar arasındaki süre 2 yılın altında olursa,
Doğum sayısının 4’ü aştığı durumlarda anne ve bebek ölümleri artıyor.
YÜKSEK RİSK ALTINDAKİ GEBELER
Yüksek tansiyon, kalp hastalığı, şeker, tiroit ve kan hastalığı gibi sistemik hastalıkları olan; çoğul gebelikleri, tekrarlayan düşükleri, erken doğumları olan, kan uyuşmazlığı olan, daha önce sakat bebek doğuran gebeler yüksek risk taşıyor. Bu gebelerin mutlaka gebe kalmadan önce bir sağlık kuruluşuna başvurarak gebelik öncesi kontrollerinin yapılması, gebelikleri sırasında da bu tür gebelerin bakımını yapabilecek 2. veya 3. basamak merkezlerce takip edilmeleri gerekiyor.
MUTLAKA DOKTORA BAŞVURUN
Normal gebelik takipleri sırasında şişlik, baş ağrısı, tansiyon yükselmesi, aşırı bulantı, kusma, görme bulanıklığı, karın ağrısı, suyun boşalması, kanama gibi durumlarda derhal bir sağlık kuruluşuna başvurun.
SEZARYENLE DOĞUMDA AVRUPA’YI ÜÇE KATLIYORUZ
Araştırmalar gebelerin hastaneye gitmemesinin altında sezaryen olma ve kötü muamele korkusunun yattığını gösteriyor. Günümüzde doğumların yüzde 48.5’i sezaryenle gerçekleşiyor. Bu gelişmiş ülkelerdeki oranın (yüzde 12-15) çok üzerinde. Dünya Sağlık Örgütü’nün hedefi ise sezaryen oranını yüzde 5-15 arasında tutmak.
RAKAMLAR NE DİYOR?
‘Bebeğim Sağ Olsun Kampanyası’nın sonuçlarına göre kadınların yüzde 8.4’ü çocuk ölümü deneyimi yaşamış. Bu oran Muş’ta yüzde 32, Siirt’te ve Van’da yüzde 25. Görüşülen 1524 kadından 1084’ü en az bir kere doğum yapmış. Yüzde 20’sinin en son doğum aralıkları iki yıldan az. Bu oran Siirt, Muş, Van ve Şanlıurfa’da yüzde 30’ların üzerinde. Mersin, Ankara, İzmir, İstanbul gibi illerde en son doğum aralığı 2 yıldan az olan kadınların oranının yüzde 10’larda olması gelişmişlik düzeyinin etkisini gösteriyor. Bu oranlar okuma yazma bilmeyenler arasında yüzde 38, ilköğretim mezunlarında yüzde 11, lise mezunlarında ise yüzde 10.
Kırsal kesimlerde ebe ve hemşirelere başvuranlar daha çok (yüzde 31), kentsel alanlarda ise az (yüzde 17). Yani eğitim düzeyi yükseldikçe ebe veya hemşirelere değil, doktora başvuranların sayısı artıyor. Çalışmaya katılan kadınların yüzde 35’i devlet hastanesinde, yüzde 17’si ise özel hastanelerde doğum yapmışlar.
Kırsal kesimlerde evde doğum yaptığını belirtenlerin oranı yüzde 23.
Görüşülen kadınların üçte biri gebelik süresince düzenli sağlık kontrolü yaptırmış. Ancak oranlar şehirlere göre çok değişiyor. İzmir’de üç kadından ikisi gebelik süresince düzenli sağlık kontrolü yaptırırken, bu oran Kars’ta yüzde 3, Şanlıurfa’da yüzde 4 ve Diyarbakır’da yüzde 7.
Düzenli olarak sağlık kontrolüne giden kadınların yüzde 32’si sağlık ocağını, yüzde 27’si devlet ve numune hastanelerini, yüzde 24’ü ise özel hastaneleri tercih ediyor.
Görüşülen kadınların yüzde 25’i AÇSAP Merkezleri’nden, yüzde 28’i sağlık ocağı görevlilerinden, yüzde 19’u ise devlet hastanelerinden bilgi almışlar.
Görüşülen kişilere göre sağlık kontrolleri sırasında mutlaka yapılması gereken uygulamaların başında bebeğin kalbinin dinlenmesi ve tansiyon kontrolü geliyor.
Katılanların yüzde 70’i gebelerin düzenli aralıklarla bir sağlık görevlisi tarafından kontrol edilmesi gerektiğini söylemiş.


0 yorum yazılmıştır